Bir gün hastane koridorunda başlayan şey: “Koruyucu sağlık kavramı nedir?” sorusuyla yüzleşmem
Kayseri’de sabahlar genelde sert başlar. Hava soğuk olur, insanın yüzüne çarpar ve “bugün de ayaktasın, devam” der gibi bir hissi vardır. O gün de öyleydi. Montumun fermuarını çekerken içimde garip bir sıkışma vardı. Ne tam hastaydım ne tam sağlıklı… ama sanki ikisinin ortasında bir yerde, adı konmamış bir yorgunluk taşıyordum.
Annem “sadece kontrol için gidiyoruz” demişti. O cümle hep masum gelir ama ben artık biliyorum, hiçbir “sadece” gerçekten sadece değildir.
Hastanenin kapısından içeri girdiğimde o klasik koku geldi: dezenfektan, bekleme koltuklarının plastik sessizliği ve insanların içine gömdüğü endişe. Bir köşeye oturdum, telefonumu çıkardım ama bakmadım. Çünkü zihnim zaten doluydu.
Ve o an, içimde bir cümle döndü durdu:
Koruyucu sağlık kavramı nedir?
Bunu ilk kez bir ders kitabında görmemiştim. Bir doktorun ağzından da duymamıştım. Bunu bana hayat fısıldıyordu sanki.
Bekleme salonunda geçen zaman: küçük yüzler, büyük hikâyeler
Yanımda yaşlı bir amca oturuyordu. Elinde baston, gözleri yarı kapalıydı. Karşısında genç bir anne, kucağında ateşli olduğu belli bir çocuk… Çocuk ara ara ağlıyordu, anne ise sessizce saçlarını okşuyordu.
Bir an düşündüm: İnsan hayatı gerçekten ne zaman “sağlık” ile tanışır?
Sadece hasta olunca mı?
Yoksa hasta olmadan önce mi?
Tam o sırada annem sessizce konuştu:
— “Keşke daha önce götürseydik.”
Bu cümle içime oturdu. Çünkü “keşke” kelimesi her zaman geç kalmış bir bilgelik gibi gelir bana.
O an fark ettim ki, burada olan herkes aslında aynı sorunun etrafında dönüyordu: Hastalık geldikten sonra değil, gelmeden önce ne yapılmalıydı?
Ve işte tam burada zihnim tekrar o soruya döndü:
Koruyucu sağlık kavramı nedir?
İçimdeki günlük: Kayseri gecelerinde büyüyen düşünceler
Ben günlük tutarım. Çocukluğumdan beri. Bazen bir cümle yazar bırakırım, bazen bir sayfa taşar. Ama o gün yazdığım şey farklıydı.
> “İnsanlar hastalanınca sağlık sistemini hatırlıyor. Peki ya hastalanmadan önce?”
Kalemi bıraktım. Çünkü bu cümle bile fazla ağır gelmişti.
Koruyucu sağlık kavramı bana ilk kez bu kadar gerçek görünüyordu. Kitap tanımı değil, yaşamın kendisiydi artık.
Doktor odası: bir cümleyle değişen bakış açım
Sıra bize geldiğinde içimde küçük bir huzursuzluk vardı. Doktor hızlı hızlı konuşuyordu. Tahlillere bakıyor, not alıyor, arada sorular soruyordu.
Sonra bir anda durdu. Gözlüğünü çıkardı ve şöyle dedi:
— “Aslında siz buraya hiç gelmeyebilirdiniz.”
O an sustum.
Ne demekti bu?
Doktor devam etti:
— “Koruyucu sağlık önemli. Düzenli kontrol, beslenme, stres yönetimi… bunlar ihmal edilince hastalık kaçınılmaz hale geliyor.”
İşte o an o cümle zihnimde netleşti:
Koruyucu sağlık kavramı nedir? Sadece hastalığı tedavi etmek değil, hastalığın oluşmasını engellemektir.
Ama bunu duymak başka, hissetmek başka.
Çünkü insan genelde “önlem” kelimesini sıkıcı bulur. Ta ki önlem alınmadığı için canı yanana kadar.
Hastalık değil, ihmalin hikâyesi
Dışarı çıktığımızda hava daha da soğumuştu. Kayseri’nin rüzgârı yüzümü kesiyordu. Annem sessizdi.
Ben ise düşünüyordum:
Belki de sorun hastalıkların kendisi değildi. Belki sorun, onların gelmesine izin veren alışkanlıklardı.
Gece geç yatmalar, “bir şey olmaz”lar, ertelenen kontroller…
İnsan kendi bedenine en çok “sonra bakarım” diyor.
Ve sonra bir gün, o “sonra” kapıya dayanıyor.
Bir arkadaşımın hikâyesi: fark edilmeyen küçük uyarılar
Benzer Bir Yazı: 2 yıllık mezun şube müdürü olabilir mi ?
Bir hafta sonra arkadaşım Murat’la buluştum. O her zamanki gibi fazla rahat görünüyordu. Ama gözlerinin altı yorgundu.
— “Ne oldu?” dedim.
Güldü:
— “Hiç ya, biraz halsizlik.”
Ama o “biraz” kelimesi bana hiç inandırıcı gelmedi. Çünkü insanlar genelde en ciddi şeyleri en küçük kelimelere saklar.
Sonra öğrendim ki, doktor ona “erken uyarı” demişti. Eğer biraz daha geç gitseydi işler değişebilirdi.
O an Murat bana şunu söyledi:
— “Keşke daha önce gitseydim.”
Ve ben o cümleyi ikinci kez duydum. Bu sefer daha ağırdı.
Çünkü artık sadece bir kelime değildi, bir deneyimdi.
Koruyucu sağlık kavramı nedir? Hayatın ertelenmeyen tarafı
O gün eve döndüğümde defterimi açtım. Uzun uzun yazmaya başladım. İçim doluydu ama bu kez karmaşa değil, farkındalık vardı.
Koruyucu sağlık kavramı nedir?
Artık benim için şu anlama geliyordu:
Hastalığı beklemeden hareket etmek
Bedenini dinlemeyi öğrenmek
Küçük sinyalleri görmezden gelmemek
“Geçer” demeden önce düşünmek
Ve en önemlisi, kendini ihmal etmemek
Bunları yazarken içimde garip bir huzur vardı. Çünkü ilk kez bir şeyleri “geç kaldıktan sonra” değil, “erken fark ederek” düşünüyordum.
Kayseri gecesi ve iç hesaplaşma
Gece olduğunda şehir sessizleşir Kayseri’de. Ama benim içim hiç sessizleşmez.
O gece yatağa uzandım ama uyuyamadım. Tavana bakarken aklımdan geçen tek şey şuydu:
Ben kendi sağlığımı ne kadar ciddiye alıyorum?
Bir an düşündüm: Kahve içiyorum, uykusuz kalıyorum, stres biriktiriyorum ve sonra “neden yorgunum” diye şikâyet ediyorum.
Kendi kendime kızdım:
— “Sen aslında kendine iyi davranmıyorsun.”
Bu cümle sertti ama gerçekti.
Küçük bir kararın büyük etkisi
Ertesi gün sabah erken kalktım. Yürüyüşe çıktım. Telefonu evde bıraktım. Sadece yürüdüm.
Soğuk hava yüzüme vurdu ama bu sefer rahatsız etmedi. Çünkü bu kez “kaçış” değil “başlangıç” gibiydi.
İçimde bir şey değişmişti.
Koruyucu sağlık artık bir kavram değil, bir karar gibi geliyordu bana.
İnsan kendi bedenini ne zaman ciddiye alır?
Bunu hâlâ tam olarak bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
İnsan genelde ya acı çekince ya da bir başkasının acısını görünce uyanıyor.
Ben ikinci gruptaydım.
Bekleme salonundaki o çocuk, yaşlı amca, Murat’ın yüzü…
Hepsi birer işaretti.
Son düşünce: gecikmeyen farkındalık
Şimdi geriye dönüp baktığımda o gün hastaneye gitmemizin sadece bir kontrol olmadığını görüyorum. Bir tür aynaydı aslında.
Ve o aynada gördüğüm şey korkutucuydu ama öğreticiydi.
Koruyucu sağlık kavramı nedir?
Benim için artık çok net:
Hayatın seni durdurmasını beklemeden, senin kendini durdurabilmendir.
Çünkü en büyük sağlık bazen hastalanmamak değil, geç kalmamaktır.