İçeriğe geç

Bilim genel geçer midir ?

Bilim Genel Geçer Midir? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Analiz

Günümüz dünyasında, bilgi ve bilim, iktidarın, kurumların ve toplumsal düzenin temellerine dokunan bir yapı olarak büyük bir yer tutar. Bilim, zaman zaman mutlak hakikat olarak sunulsa da, bu hakikatin ne kadar “genel geçer” olduğunu sorgulamak, sadece bilgi kuramının değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal yapılarla ilişkili bir meseledir. Bilimin ne kadar evrensel, ne kadar ideolojilerden arınmış ve ne kadar iktidar ilişkilerinden bağımsız olduğunu tartışırken, iktidarın ve ideolojilerin bilim üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmak gerekir. Bu yazı, bilim ile siyaset arasındaki karmaşık ilişkiyi, güç ve ideoloji çerçevesinde ele alarak, siyaset bilimi bakış açısıyla incelemeyi amaçlıyor.

İktidar, Bilim ve Meşruiyet: Gücün Bilim Üzerindeki Etkisi

Siyaset, iktidarın nasıl dağıldığı, kimlerin hangi güçlerle yönettiği ve toplumun bu iktidar ilişkileri karşısında nasıl bir tutum sergilediği ile ilgili bir bilim dalıdır. Ancak, bir toplumun siyaseti nasıl şekillendiriyorsa, bilim de o toplumun iktidar ilişkilerinden etkilenir. Meşruiyet, iktidarın toplum tarafından kabul edilmesini sağlayan bir güçtür ve bilim de bu meşruiyeti pekiştiren bir araç olarak işlev görebilir. Örneğin, devletler ve kurumlar, bilimsel verileri baz alarak yasalar oluşturur ve bu yasaların toplumsal düzende kabul görmesini sağlar. Burada önemli bir soru ortaya çıkar: Bilimsel bilgiler gerçekten toplumsal düzende objektif bir hakikati mi yansıtır, yoksa iktidarın yönlendirdiği bir gerçeklik mi sunar?

Meşruiyetin sağlanması açısından, devletler ve yönetimler bilimsel bulguları kullanarak kendilerine bir “doğruluk” zeminine oturturlar. Ancak, bu zeminin evrensel olup olmadığı tartışmaya açıktır. 20. yüzyılda, özellikle sosyal bilimlerde iktidarın belirleyici rolü, bilimsel nesnelliğin sorgulanmasına yol açmıştır. İktidarın farklı biçimleri, bilimin ve bilimsel bilgi üretiminin doğasını da şekillendirir. Michel Foucault, bilimin sadece toplumun “doğru”yu belirlemedeki rolüyle değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin bir aracı olarak da işlev gördüğünü belirtmiştir. Foucault’nun bakış açısına göre, bilimsel bilgi bir yönüyle egemen iktidarın çıkarlarına hizmet ederken, diğer yandan toplumsal normları ve düzeni de pekiştiren bir araç haline gelir.

Bilim ve İdeolojiler: Objektiflik Mümkün Mü?

İdeoloji ve bilim, tarihsel olarak birbirine zıt iki alan olarak görülebilir. İdeoloji, genellikle bireylerin veya grupların toplum hakkında sahip olduğu, değerler ve inançlar üzerine temellendirilen bir dünya görüşüdür. Bilim ise, gözlemler, denemeler ve doğrulanabilir sonuçlar üzerinden ilerleyen bir bilgi üretme sürecidir. Ancak, siyaset bilimi çerçevesinde düşündüğümüzde, bu iki kavram arasındaki sınırlar genellikle bulanıklaşır. İdeolojiler, toplumda güç sahibi olan grupların bilimsel bilgiyi biçimlendirmesine olanak tanır.

Karl Marx, ideolojilerin güç yapıları tarafından nasıl şekillendirildiğini anlatırken, toplumda egemen sınıfların bilimi kendi çıkarlarına göre nasıl kullandığını vurgulamıştır. Marx’a göre, egemen sınıflar bilimsel bilgiyi de kendi ideolojik yapıları doğrultusunda biçimlendirir ve bu şekilde halkın bilime ve gerçekliğe bakışını yönlendirir. Örneğin, ekonomik sistemlerin ve işçi sınıfının durumunun bilimsel açıklamaları, egemen sınıflar tarafından değiştirilebilir ve şekillendirilebilir. Bu da bize bilimsel bilgiye dair şüpheci bir yaklaşım sunar: Gerçekten objektif bilimsel veriler mevcut mudur, yoksa tüm bilimsel söylemler, toplumdaki egemen ideolojilerin bir yansıması mıdır?

Günümüzde, siyaset bilimi de bu soruları sürekli gündemde tutmaktadır. Birçok gelişmiş demokratik ülkede, bilimsel araştırmalar hükümetler tarafından belirli bir ideolojik çerçeveye oturtulmaktadır. Örneğin, çevresel bilimlerdeki bazı bulgular, ekonomik çıkarlar doğrultusunda, özellikle enerji ve sanayi sektöründe güçlü lobiler tarafından manipüle edilebilir. Bu tür manipülasyonlar, bilimin tarafsız ve nesnel olduğunu savunmanın ne kadar zor olduğunu gösterir.

Yurttaşlık ve Katılım: Bilimsel Bilgiye Erişim ve Sosyal Etkileşim

Yurttaşlık ve katılım, demokrasiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak, bu katılımın ne kadar anlamlı olduğu, bilimsel bilgiye erişim ve bilgiye dayalı karar alma süreçlerine katılım ile de yakından bağlantılıdır. Demokrasi, sadece seçimlerden ibaret değildir; aynı zamanda vatandaşların karar alma süreçlerine aktif olarak katıldığı, bilgilendirilmiş bir toplum yaratmayı gerektirir. Bilimsel bilgi, bu süreçlerde kilit bir rol oynar. Ancak, bu bilgilerin nasıl sunulduğu ve hangi ideolojik bakış açılarıyla sunulduğu, yurttaşların katılımını doğrudan etkiler.

John Dewey, eğitim ve demokrasi ilişkisini ele alırken, vatandaşların sadece seçimlere katılmakla değil, aynı zamanda toplumsal olaylar ve bilimsel gelişmeler hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaları gerektiğini savunmuştur. Dewey’e göre, eğitim ve bilimsel bilgiye erişim, demokratik bir toplumda herkesin eşit haklara sahip olabilmesi için temel bir gerekliliktir. Ancak, günümüzde bu eşitlik her zaman sağlanamamaktadır. Bilimsel bilgilerin halkla paylaşılmasındaki eşitsizlikler, toplumsal katılımı sınırlayan bir faktör olabilir. Toplumun yalnızca belirli bir kesimi, doğru bilgiye erişim sağlar ve bu da katılımı sınırlayan önemli bir engel oluşturur.

Güncel Örnekler: İktidarın Bilim Üzerindeki Etkisi

Günümüzde birçok ülkede, özellikle COVID-19 pandemisi sırasında, bilimsel bilgi ile politika arasındaki ilişki, daha da belirginleşti. Hükümetler, pandemiyi yönetmek için bilimsel verilere başvurdu, ancak bazı durumlarda, bu veriler ideolojik sebeplerle manipüle edildi ya da farklı şekilde yorumlandı. Türkiye’de ve dünya genelinde, devletlerin pandemiye karşı aldıkları önlemler ve bilimsel veriler üzerinden yaptıkları açıklamalar, kamuoyunun bilime nasıl yaklaşacağına dair güçlü bir etkiye sahipti. Bazı hükümetler, halk sağlığına yönelik alınan önlemleri meşrulaştırmak için bilimsel açıklamalara dayanırken, diğerleri ise bu açıklamaları kendi ideolojik bakış açılarına göre şekillendirdi.

Bir diğer örnek, çevresel bilimlerin siyasette nasıl şekillendirildiğidir. İklim değişikliği ile ilgili bilimsel bulgular, özellikle enerji ve sanayi sektörlerinde çıkarları olan gruplar tarafından bazen göz ardı edilmekte veya saptırılmaktadır. Burada da, bilimsel bilgiye dayalı bir meşruiyet sağlamak yerine, ideolojik bir bakış açısı ön plana çıkmaktadır.

Sonuç: Bilim, İktidar ve Toplumsal Düzen

Sonuç olarak, bilim genel geçer midir sorusu, sadece bilgi kuramı ile ilgili değil, aynı zamanda toplumsal güç ve düzenle ilgilidir. İktidar, bilimsel bilgiyi şekillendiren, bazen yönlendiren ve bazen de kendi ideolojileriyle bütünleştiren bir güçtür. Bilimsel verilerin doğruluğu, iktidarın ve ideolojilerin nasıl şekillendiği ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, bilimsel bilgi, toplumsal yapıları ve güç ilişkilerini anlamada önemli bir araç olsa da, tamamen objektif ve evrensel olduğundan bahsetmek güçtür.

Peki sizce, bilimin tarafsızlık iddiaları ne kadar geçerli? Bilimsel bilgi her zaman evrensel midir, yoksa toplumsal ve politik bağlamdan mı bağımsızdır?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet mobil giriş