Dünyanın Dörtte Üçü Su İle Kaplı Mıdır?
Bir zamanlar, çocukken okuduğum coğrafya kitaplarında dünya haritasına bakarken hep bir şey dikkatimi çekerdi: O büyük okyanusların dünya yüzeyinin neredeyse tamamını kapladığına dair anlatımlar… “Dünyanın dörtte üçü su ile kaplıdır” diye yazıyordu. Çocuk aklımla buna çok inanmıştım, hatta bazen “demek ki dünya bir dev su havuzu” diye düşünmüyor da değildim. Ama sonra büyüdükçe, gördüklerim, duyduklarım ve öğrendiklerimle gerçekler daha karmaşık hale geldi.
Gerçekten de Dünyanın Dörtte Üçü Su ile Kaplı mı?
Evet, dünyanın büyük kısmı suyla kaplı. Ama bu her zaman kolayca anlaşılabilecek bir şey değil. Su, okyanuslarda, denizlerde, göllerde, nehirlerde ve yer altı kaynaklarında bulunuyor. O kadar fazla su var ki, en büyük okyanusları bir araya getirseniz, dünya yüzeyinin neredeyse %71’ini kaplarlar. Yani 100 metrekarelik bir alanın 71 metrekarelik kısmı su, geri kalan 29 metrekarelik kısmı ise kara oluyor.
Peki, bu 71’lik oran ne anlama geliyor? Bunu biraz daha somutlaştırmak gerekirse; bir insanın hayatı boyunca gördüğü kara yüzeyi, gerçek anlamda çok küçük bir oranı kapsar. Yani dünyadaki tüm kara parçaları, okyanusların çok küçük bir kısmı kadar aslında.
Su ile Kara Arasındaki Denge
Okyanuslar ve denizler, suyun %97’ini barındırıyor. Bu, suyun büyük kısmının aslında tuzlu olduğunu gösteriyor. Geriye kalan %3’lük dilim tatlı su. Burada, tatlı suyun da sadece %30’u kullanılabilir durumda, çünkü geri kalan kısmı buzullar ve karla kaplı alanlarda donmuş halde. Şaşırtıcı değil mi? Yani tüm suyun yalnızca %1’lik kısmı, hayatımızda gerçekten erişebileceğimiz su.
Bir gün arkadaşım Ahmet’le kahve içerken, bana çok ilginç bir şey söyledi. “Sonsuza kadar suyun bitmeyeceğini mi sanıyorsun? Göller, denizler kurudu. Ama insanlar yine de susuz kalmadı.” Başta biraz garip gelmişti ama zamanla bu düşünce üzerine daha fazla düşündüm. Gerçekten de, insanlık suyu bir şekilde yönetmeyi başarmış. O eski çocukluk hayalime nazaran, dünyanın dörtte üçü suyla kaplı olsa da, o suyu verimli şekilde kullanmamız çok önemli.
Suya Dair İnsan Hikâyeleri
Bir zamanlar, yaz tatilinde ailemle birlikte Fethiye’ye gitmiştik. Denizin ortasında bir kayalığa doğru yüzdük. Gözlerim, suyun ne kadar temiz olduğunu görünce büyülenmişti. Hava sıcak, deniz ise soğuk ama ferahlatıcıydı. O an fark ettim, evet, suyla çevrili dünyada, bu okyanusların, denizlerin bizim hayatımızda ne kadar önemli bir yer tuttuğunu.
Fakat, bu güzelliklerin arkasında karanlık bir tablo da var. Su kaynaklarının tükenmesi, nehirlerin kirlenmesi, denizlerin ısınması gibi sorunlar her geçen yıl artıyor. İstanbul’a taşındığımda, şehrin su krizine dair birçok toplantıya katıldım. Herkes suyun geleceği hakkında konuşuyor ama bir şeyler yapmak, somut adımlar atmak çok daha zor. Yine de bu problemleri çözmek için kolektif bir çaba gerekiyor. Dünyanın dörtte üçü suyla kaplı olsa da, bu suyu doğru şekilde kullanmak ve tüm dünyaya adil bir şekilde paylaştırmak bence en büyük sorumluluğumuz.
Karasal Alan ve Su Kullanımının Geleceği
Birçok veri analizi, dünya nüfusunun hızla arttığını ve buna paralel olarak su kaynaklarının daha hızlı tükenmeye başladığını gösteriyor. Türkiye özelinde baktığımızda, her geçen yıl su kaynaklarımız daha da azalıyor. Tarım, sanayi ve hatta günlük hayatta su kullanımı hızla artıyor. Bu, gelecekte karasal alanın da etkilenmesine yol açabilir.
Evet, dünyanın dörtte üçü su ile kaplı, ama bu suyu korumak, verimli bir şekilde kullanmak ve gelecek nesillere bu kaynakları bırakmak her zamankinden daha önemli. Küresel ısınma, ormanların yok olması, suyun kirlenmesi gibi etkenler suyun verimli kullanılmasını zorlaştırıyor.
Sonuç Olarak…
Dünyanın dörtte üçü su ile kaplı olsa da, suyun çoğu kullanılamaz durumda. Doğada bir denge var ve bu dengeyi korumak, bize ve tüm canlılara fayda sağlayacaktır. Su kaynaklarının azalması ve su krizlerinin artması, gelecekte daha büyük bir problem haline gelebilir. Bu yüzden suyu hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha verimli kullanmak için harekete geçmek çok önemli. Bizim de üzerimize düşen görevleri yerine getirmemiz, bu kaynakları koruyarak hem bugünü hem de geleceği daha sürdürülebilir kılacaktır.