Bir Yufka, Bir Umut: Kayseri’den Bir Hikâye
Hayat bazen öylesine küçük detaylarla öyle büyük değişimlere gebe olur ki, bir anlık bir bakış, bir izlenim, hatta bir yufka bile hayatını sonsuza kadar değiştirebilir. Ben Kayseri’de, büyük, taş binalarla dolu bir sokakta yaşıyorum. 25 yaşımdayım ve pek çok şeyi anlamış gibi hissediyorum, ama hayatın bana öğrettikleri bazen o kadar şaşırtıcı oluyor ki, her gün bir yenisini keşfederek yaşıyorum. Bir gün bir fırına uğradım, baklavalık yufka almak için… ama aldığım şey, aslında bana çok daha fazlasını verdi.
Yufkaların Ardındaki Hikâye
Her şey sabah kahvemi içtikten sonra başladı. Sonra gazeteyi karıştırırken, annemin telefonuna bakıp “Bugün baklava yapmayı düşünüyorum,” dediğini duydum. Kayseri’de baklava demek, bir nevi gurur kaynağıdır. Kimileri şehri lezzetli yapraklarının sırrını öğrenmeye çalışır, kimileri de sadece kaybolmuş bir tarifin peşindedir. Ama ben, annemin mutfağında sıcacık bir baklava yediğimde, hayatımın en güzel anlarını yaşarım.
Ama bu kez farklıydı. Yufka almak üzere fırına gitmem gerekti. Kayseri’nin meşhur fırınlarından birinin önünde durduğumda, kapıyı açan içeriği getiren kadın, anneme benzer bir şekilde “Nasılsınız?” diye sordu. Herkesin tanıdığı, tanımadığı kişiler arasında paylaşılan o küçük, içten sohbetlerin, Kayseri’nin ruhunu yansıttığını hep düşünürüm.
Yufka konusunda her zaman bir karmaşa vardı kafamda. Hangi yufka, nasıl alınır, baklavalık yufka 500 gr kaç adet olur? Bunu düşündüm ama kafamda bir şeyler döndü, birden kararsız kaldım. İçimden “Annem bu soruyu bana sorar mı?” diye düşündüm. Ama sonra bir cevap buldum: “Kaç adet olur ki? Belki 15-20 adet… ya da 30!” Ama aslında ne kadar doğru bir tahmin yapabilirdim ki?
Hikâyenin Gerçek Yüzü
Birkaç dakika sonra kadın, elindeki poşeti bana verdi. Yufkalar sanki öylesine sıradan bir şey gibi görünüyorlardı ama onlar benim gözümde, bir tür sihirli anahtarlardı. O kadar çok şeyin birleşimi, o kadar çok hatıra vardı ki o incecik katmanlarda. Yufkalar aslında bir zamanlar annemle mutfakta birlikte pişirdiğimiz umutlardı, bazen de babamın eski yazlık evine gidip hep birlikte yemeye doyamadığımız o sıcak baklavalardı. Anlatamam ki, Kayseri’de baklava yemek, bazen insanlar arasında en derin bağları kurar.
Kadın poşeti verip gittiğinde, bir an için durakladım. “500 gram baklavalık yufka, kaç adet olur?” diye kendime sordum. Ama bu sorunun bir anlamı vardı aslında. 500 gram bir ağırlıktı, ama ben bir duyguydum. Anlatılmaz, ama hissedilen. Hangi yaşta olursan ol, bazen kelimeler, sayılar bir anlam taşımaz. Geriye sadece duyduğun, hissettiğin kalır.
Bir Anlık Şüphe
Eve dönerken, kalbimde bir huzursuzluk vardı. Bir şey eksikti. Yufkalarla birlikte evin içinde bir eksiklik duygusu vardı. Annem hiçbir zaman bu kadar hazırlıksız olmamıştı, bir baklavayı yaparken hep bir ritüeli olurdu. Ama o gün, bir şeyler ters gitti. Yufkaların yanında başka bir şeyler arıyordum, belki de o kaybolan bir anın peşindeydim.
Annemin her zaman yaptığı baklava tarifini düşünerek, bir yufka almak bile bana bir evin sıcaklığını hatırlatıyordu. Ama içimde bir boşluk vardı. Belki de kaybolan sadece bir parça yufka değildi, belki de geçmişin bir parçasıydı. Huzursuz bir şekilde mutfağa geçtim, annem bir şekilde benim o hissettiğim boşluğu hissetmiş gibi, “Bir şey mi var?” diye sordu. Yufkalarla ne yapacağımı düşünüp düşündüm ama ona bakmak, onun bana gözleriyle cevap vermesi… işte her şeyin anlamı buydu.
Umudun İnceliği
O gün baklavalık yufka, 500 gramı geçtikçe, o kadar çok düşüncemin peşinden geldim ki. Sayılar, gramlar, adımlar bir anlam taşımaya başladı. 500 gram yufka, benim içinde bulunduğum duygulara benzedi. O kadar katmanlıydı ki. Dışarıdan bakınca ince, bir nebze sert ama içinde öyle derin bir dünya vardı ki. Bir baklava yapmak, belki de bu kadar basit gibi görünen bir şeyin aslında bu kadar derin anlamlar taşıyabileceğini öğretti bana.
Hayat, belki de bazen bir baklava tarifine, bir yufkaya, 500 grama bağlıydı. Kimi zaman kaybolan şey, aslında aradığın değil, bulduğun oluyordu. İçine girdiğim bu küçük hesaplar, bir kadının mutfakta yıllarca süren emeği, bir şehri anlatan tatlar ve kaybolan bir zamanın hatırası…
Ve ben, Kayseri’nin o keskin havasında, bu düşüncelerle eve geldim. Yufkalar vardı ama anlamı, sadece bir öğün için değildi. Onlar, bana bir şeyleri hatırlatmak için bekleyen, bana yeni umutlar vaat eden, geçmişin izleriyle dolu birer parça oldular.
Bir zamanlar, sadece yufka almak için gittiğim fırın, hayatımın bir dönüm noktasına dönüşmüş oldu. 500 gram baklavalık yufka, bana zamanın ve sevginin inceliklerini gösterdi. Bu kadar basit bir soru, bu kadar derin bir cevap verebilir miydi? Evet, verebilirdi.